Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)
info |

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

Ekim 2007 tarihli yazilar Ekim 2007 tarihli diger ogeler resimler, videolar

BUNDAN SONRASI YA İSTİKLAL YA ÖLÜM

Artık Yeter Bu güne Kadar Göz yumulmalar Her gün Şehit Her ghün Şehit Her gün Gözü
Yaşlı bir Ana Her gün Hayat Arkadaşını Kaybeden bir Şehit Hanımı Yetim Kalan çokcuklar
Biz Bu kadarmı Aciziz Pkk denilen illete Karşı Kim bunlar kim bir Kaç Çapulcu
Bir Kaç Soysuz Değermi Bunlara Bu kadar değer Vermek Özgürlükl diyorlar Bölücülüğe yöneliyorlar
Eğitimimiz yok Çok Zor Şartlarda Çocuklarımızı Okutuyoruz Diyorlar Öğretmen gönderiyoruz
Öğretmeni öldürüyorlar Doktor Diyorlar Doktoru öldürüyorlar Sonrada Bizi Dışlıyorlar diyorlar
Sözüm Pkk Ya Destek Verenlere Sözüm Bölücük Yapanlara Doğuya Yatırım Yapıyoruz Oradaki
Halkın Ekmek Yemesini Engelliyorlar Aşlarına Zehir Katıyorlar Doğudaki Insanımızın Dini Inançlarını
İstismar ediyorlar unutmadık Pkklı militanların Namaza Ve Ezana Yaptıkları Alayları Saygısızlıkları
halen Bunlara Destek Yağıyor Neden! Anlaşılmadımı Halen Bu Adamların Ne niyette oldukları Şimdide
Pkklı 20 Kanı bozuğu Milletin Vekili Seçtiler Uyan Türkiyem Uyan Zaman Zulme Karşı Verilen Mucadele
Zamanıdır Zaman İslamı Yüceltme Zamanıdır Huzur Pislik İdolejilerde değil Huzur İslamdadır
Huzur Allahtadır Onunduk Yıne Ona döneceğiz Biraz Dikkatinizi Çekerse 1998 - 1997 - 1995 - 1993 yılları
Arasında Şırnakda Vanda Mardinden Hatayda GaziAntepde Kiliste Kundaktaki Bebeklerin Kurşuna
Dizildiği hiçmi Aklınıza Gelmedi Öz Kardeş Öz Kardeşi bir birine Vurdurduğu Aklınızdan Silindimi
Kardeşin biri Vatan için Askerlik Yaparken Diğer Kardeşi Dağa Çıkarttıklarını Ver Kardeşini Kendi
Silahıyla Vurduğu Günleri Nasıl unuttunuz Neyse Türkiyem Uyan Artık Uyan 13 Asker olarak
Şehit 12de Sivil Vatandaş olarak Şehit Verdik Bunların Suçu Neydi Günahları Neydi Masum
Insanların Masum Ülkemin Masum devletimin HER ŞEY VATAN İÇİN HER ŞEY ÜLKEMİZ İÇİN
BU KÖPEKLERE NANKÖRLERE HESAPLARI SORULACAK BARZANİYEDE TALABANİYEDE
KUKLALARADA SORULACAK HESAP GÜN YAKINDIR SONLARI YAKINDIR ...
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
RABBİM TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN...!

KAHROLSUN PKK

VURULUP TERTEMİZ ALNINDAN UZANMIŞ YATIYOR BİR HİLAL UĞRUNA YARAB NE GÜNEŞLER BATIYOR Ey Bu topraklar için toprağa Düşmüş Asker, Gökden Ejdat inecek Öpse O Pak Alnını Değer, Ne Bütüksünki Kanın Kurtarıyor Tevhidi, Bedrin Arslanları Ancak Bu Kadar Şanlı idi EY ŞEHİD OĞLU ŞEHİD, İSTEME BENDEN MAKBER, SANA AĞUŞUNU AÇMIŞ DURUYOR PEYGAMBER. Hakkaride Şehid Düşmüş Kardeşlerimiz olan üstü Bir Kahramanlık Gösterdiler Kim Ne yazarsa yazsın onlar şehidtir onlar Bu vatan için Şehid oldular Bence Kahramanlıkların En Kahramanlığını Yapmışlardır Sana Gelince PKK Denilen Köpek Bu hesaplardır Sorulmazmı Sana Hesabını Vereceğini Anlayınca Kaçıyorsun. Sen Nasıl birşeysin. hiç Nasibini Almadın Insanlıktan Biliyorduk Nankör oluduğunu Yediğin ekmeğe ihanet Ettiğini Ama KAHBELİĞİNİN Bu kadar Fazla Ama. Bu Hesab Sorulur. Yakındır Sizlere Hesabı SorulanLara Sor! İmralıda ki Haine.. ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN TEKBİR... ÂLLAHÛEKBER GÖKDEN ŞEHİTLER.

BARZANİ TALABANİ VE PKK KİM
Barzani Ve Talabani Saddamın Zulmünden Kaçmaya çalışmı Ve Türkiye Sığınmış olan Bir Sığıntıdır Bu gün Ahkam Kestiğine Bakmayın O öyle kanı bozukturki Sığındığı ülkeye karşı Silah doğrultacak kadadar Alçaktır Neyi Savunduğuda Bellisiz Düne Kadar Rusyanın Kıçında Dolaşan Sosyalistim Diye Gezinen Bu Günde Amerikanın Kıçında Gezip Kürt Milliyetcisiyim Diye Dolaşıyor Dün Bizim Alt Subaylarımızla Bile Muhattap oLamazken Teymen Üst Teymen Yüzbaşıyla Bu Gün Başbakanla Muhattap olmaya Çalışıyorlar. Pkk da Bunlardan Farksızdır Oda Sosyalistim diyor. ve o harakatı savunduğunu idda ediyor bakıyorum Diğer yandanda Kürt Milliyetciliği yapıyor Nasıl Birşeysiniz Siz Türke NasıL oLurda Laf SöyLemeye kalkarsınız Hangi Dayanaklara Dayanarak laf Söylersiniz. Sizki Kendinizi ßiLe ßilmezsiniz. Neyin ne olduğunu Tarhini Sorsam ßilmessin Nerden Geldiğini Sorsam ßilmessin. Sen Nesin Nesin.. Hadi Kürdüm De.. Bakıyorum Kürtlükden Çok Ermeni Gibi Davranıyorsun Aleviyim Diyorsun Bakıyorum Alevilikden Eserin yok Bit gün olsun Hangi safta olduğunu belli et Amerikan KÖPEĞİ Rusyanin Eşşeği İranın Kuyruğu Bu Hesabın Ağır olduğunu Biliyorsun PKK Gün Gelecek Hepiniz TÜRK BAYRAĞI Önünde Başınız Eğit BU TÜRK Milletine Hesap Vereceksın.. Ne Kadar Insanı kulllanacaksın Kaç Insanı Daha Kandırıp Dağa Çıkacaksın TÜRK MİLLETİ HESABINI AĞIR SORACAK sana pkk... SAYGILARIMLA By ALPeRCaN... ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN TEKBİR... ÂLLAHÛEKBER GÖKDEN ŞEHİTLER.

 

BİZİM GÜNAHIMIZ NE? )

Bakıyorum Dünyanın Her Yerinde Ezilen Bizleriz. Kuzey Irakda Türkmenler Kürtler tarafından Eziliyor Doğu TÜRKİSTANa Bakıyorum Oradada Çinler Zulum Ediyor Türk Kardeşlerimize Avrupaya Bakıyorum Türkleri Dışlıyorlar ve onların faaliyetlerine kısıtlama getiriliyor Rusyaya Dönüyorum. Çeçen Türk Mücahit kardeşlerimiz Eziliyor Ve Dünyanın hiç bir yerinde ses çıkmıyor Neden? Çeçenler Şu Anda Ne Filistin Ne IRAK neden başka ßir ülkede Zulum Gören Insanlar gibi değiller Her gün işkencelerle bombalarla büyüyen çocuklar dünyaya geliyor Ve bu olanlarda hiç bir basın tarafından gündeme alınmıyor Buda AKP den Kaynaklanan bir sorundur Şu Anda PKK Nın ilk Kurucusu ve halden de destekleyen İdeolojik anlamdaki ülke Rusyadır Rusya en ufak bir şey olduğunda Hemen Hazır Türkiyeyin yararına yaptığı şeyleri yıkmaya ama AKP Elinden Geldiği Kadar hep Rusyaya karşı iyilik yapmaya çalışıyor oradaki kardeşlerimizin öldürülmesini bile destekliyor Artık bırakın bu iç kapatıcı politikayı özünüze dönün Orada binlerce yatan Çeçen Türk Kardeşlerimiz var. Birde işin Kötü tarafı Şu Kendiler Direkte Söylemese Sağa Sola Fısıltı yayıyorlar çeçenler Müslümanlığın gerektiği şeyleri yapmıyorlar onlar gerçek Müslüman değiller falan Vs Halbuki Çeçenler Çok Müslüman Takva Sahibidir Türkiyedeki Yaşayan Kardeşlerini her zaman sevdiler ve her zamanda yardıma hazır durumdalar Şu Anda çeçenistandan Kuzey Irağa gidipde Türkmenlere yardımda ve Cihatta bulunan Binlerce çeçen var. Onlar her zaman yanımızdalar hiç bir zaman bizleri unutmadılar unutmazlar Onlar Osmanlı TORUNUDUR Metahanın evlatlarıdır Allahım Sen Çeçeblere Zarar verdirme Onlarıda Koru Yücelt Ve Bağımsılıklarını kazandır ÇEÇENİSTANDA DOĞU TÜRKİSTANDA KUZEY IRAKTA VEDE ÜLKEMDE ŞEHİT DÜŞEN BÜTÜN ŞEHİTLERİN RUHLARI ŞAD OLSUN DÜNYADA Kİ BÜTÜN TÜRKLERİ YÜCELT VE YÜKSELT YARABBİM KUZEY IRAKA GİREN TÜRK ORDUMUZA KAYIP VERDİRME YARABBİM ONLARA YARDIMCI OL YANLARINDA OL YARABBİM ŞEHİTLERLE BERABER OLUP KUZEY IRAKTAKİ HAİNLERİ YOK ETSİNLER YARABBİM ALLAH TÜRKÜ KORUSUN VE YÜCELTSİN AMİN ÂLLAHÛEKBER GÖKDEN ŞEHİTLER.

Şehitler Ölmez,Vatan Bölünmez,Ezan Dinmez!!!

Vatan Namustur , SATILAMAZ !
Bu Vatan Üstünde Herkes Kardeştir , Bunu Aklına iyi Yerleştir

Kahrolsun PKK, Kahrolsun PKK Destekçileri
Şehitlerimizin Hesabını SORACAĞIZ !
Biz burdayız , Tek HALK , Tek YÜREĞİZ ... Peki ya siz nerdesiniz ?

VATAN SAĞOLSUN

Image Hosted by MyeHost.de

TÜRKİYE MEHMETCİĞE

 

MEHMETCİK TÜRK MİLLETİNE EMANETTİRTÜRKİYE MEHMETCİĞE

 

MEHMETCİK TÜRK MİLLETİNE EMANETTİR

RUHLARINIZ ŞAD OLSUN

Canını bile gözü kapalı verdiren güç?
Ne sömürgeci emperyalistler bilebildi,
Nede megola idea cı panislavistler bilebildi.
Bilemezlerdi de zaten bilemediler de.
Çünkü mesele vatandı ve gerisi teferruattı.
Kanla çizilmişti ve ancak kanla silinirdi…

TÜMGENERAL OSMAN PAMUKOĞLU İLE SÖYLEŞİ

Bu söyleşimi PKK ile mücadelede şehit olan Bayburtlu askerlerimiz J. Er Murat Sancar ( Taşlıtepe Çayırlı İ. Snr. Krk.) , J. Er Hüseyin Bahadır ( Şemdinli – Alan J. Krk.) , J. Er Bülent Altınsoy ( Berizincirtepe), J. Komd. Onb. Mete Okur (Alandüz), P. Komd. Onb. Fatih Kostik ( Kuzey Irak) ve diğer şehit olan Vatan evlatlarımıza ithaf ediyorum...

“ Siz savaşla ilgilenmeyebilirsiniz, savaş sizinle ilgilenir, Savaş kazananı da yorar. Öüm her şeyi eşit yapan doğal sonuçtur. Ölümden korkmayan ölmez; ölüm kendine koşanları hiçbir zaman vurmaz. Ölüm korkusu, ölüm acısından daha şiddetlidir. Ölüm telaşının bir anlamı yoktur. Size yol gösterdim de diyebilirsiniz, ama askeri manada emir vermedim, Kahramanlara emir verilmez!”


• Yakın zamanda Güneydoğuda ortaya çıkan terörist saldırıların geçmişin tekrarı olduğunu düşünüyor musunuz?

Kitap yazılalı iki yıl oldu. Adından da belli değil mi? (Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok). Bu bir. İki:Güneydoğu’da her şey aynı kaldığı için bu kitap yazıldı. Üç:Geçmiş diye bir şey yok. Sadece geçici bir duraksama oldu.

• Kitabınızda bahsettiğiniz gibi askerlerimize vermiş olduğunuz gerilla eğitimiyle ilgili taktiksel savaş öğretileriniz şu anki komutanlar tarafından uygulanıyor mu


Gerilla veya gayri nizami harbin taktiklerinin esası; baskın ve pusudur. Bana bunları yedi adet askeri yüksek okul ve akademi diploması öğretmedi. Bunları doğadan elde ettim. Bu bir. İki:Bu iş yaratıcılık ve zeka ile yapılır. Üç:Hiçbir taklidin şaheser olma şansı yoktur. Dört: Bilgi ile olmaz sanat ile olur. Beş:her şeyin başı cesarettir. Eğer cesaretiniz yoksa:Şayet varsa diğer hiçbir niteliğinizin kıymeti yoktur. Çünkü harekete geçiremezsiniz.

“ Harman yeri düz olunca, sap yığını dağ gibi görünür. “

• Kitabınızda MİT ‘in Irak’ ın kuzeyinde toplantı halinde bulunan Pkk ‘ nın büyük bir kongre düzenlediği raporunun size ulaştırılmamasının nedenleri ve buna bağlı olarak İran da ki kampa yapmayı düşündüğünüz baskının durdurulmasını nasıl açıklarsınız?

MİT, istihbaratını devlet üst kademesine gönderir. Benim konumumla hiçbir ilgileri yoktur. MİT, haberi kitapta yer alan devlet üst kademelerinin hepsine defalarca bildirmiştir. Yapılacak ne varsa onlara aittir. Benimkisi bir idealizmdir. Sanki bütün devletin sorumlusu gibi hareket etmektir. MİT müsteşarının yaptığı çalışmaları, rapor halinde bana göndermesi ben bu işin üzerine çok gittiğimden “Osman Paşa doğruları öğrensin, MİT’in bunda günahı yok” demek içindir.
İran kampı meselesi; önce cesaret gerektirir, sonra da bizim bu işi hangi teknik ile yapacağımızı onların hayallerinin dahi alamamasından kaynaklanır.

• Kitaplarınızı okurken heyecanlandık. Gurur duyduk. Sinirlendik ve ağladık. Birilerine hesap sormak istiyorduk. Belki bizim gücümüz yetmiyordu ama , siz veya sizin gibiler bir anlamda bunun savaşını nasıl verdiniz?

“Halk ne kadar doğruları bilir ise ülkede o kadar güvende olur.” Ben bu ilkeyi yürütüyorum. İkinci kitabı da yazdım (Ey Vatan). O da 50.000 civarındaki insana ulaştı. Onlarca kez TV programına çıktım. Üniversite ve sivil toplum kuruluşlarına PKK ve liderlik konularında 40 kadar konferans verdim. Yüzlerce kişi ile mektup, telefon ve elektronik posta ile irtibattayım. İlk kitap ise 125.000 resmi satış, 400.000 kadar korsanla 500.000’in üzerindeki kişiye ulaştı

• Afrikada ve ortadoğuda cetvelle çizilmiş sınırlara sahip ülkeler de istediklerini uygulayan bazı güçler şimdi Kuzey Irak da yine aynı oyunları oynandıklarını düşünüyor musunuz?


Ona ne şüphe? Yeni dünya düzeni ve küreselleşme denilen şey; eski sömürgecilik politikalarının yeniden yürürlüğe konmasından başka bir şey değildir.

“ Hatayı önlemenin tek yolu ihtiyatlı olmak değil, cesarettir. Kötü oduncu, baltasıyla cebelleşir. “


• Pkk ile savaş konusunda uzman biri olarak Ordu sizden daha uzun yararlanmak istemedi mi ? Emeklilik süreciniz uzatılamaz mıydı?

Bunun için önce bu işin uzmanlık olduğunu anlayabilecek kapasite lazım.

“ Vatan sevgisinden beslenen fedakarlık duygusu dejenere insanlara gülünç gelir. “

• Abdullah Öcalan’ ın yeniden yargılanması konusunda ki görüşleriniz nelerdir?

Avrupa’nın gelecek günlerde daha da artacak olan baskıcı, siyasi uzantısından başka bir şey değil.

• Avrupa Birliği süreci hakkında neler düşünüyorsunuz? Hükümetin uyguladığı strateji doğru mu?

Ey vatan kitabında da yer aldığı gibi Avrupa birliği nesnesi olmayan bir eflatuni aşktan başka bir şey değildir. Asla gerçekleşmeyecek. Strateji mi? O da ne demek. Strateji güç kullanma sanatıdır. Mahkumların gücü olmaz, demir parmaklıkları olur.


“ Ödü varsa düşmanın meydan açık hazırız
Bu toprakta biz doğdu, biz yaşadık, biz varız. “

• Bugün size aynı göreviniz tekrar verilmiş olsa yapmak isteyip de yapamadıklarınızı anlatabilir misiniz?

Yapmak istediğim her şey sorumluluk taşıdığım dönemde kendi bölgemde asker olarak yapılmıştır. Türkiye ve yabancı topraklardaki tüm PKK varlığını 6 ila 8 bin askerle, 14 ayda bitireceğimizi Hakkari dönüşünde bütün üst kademelere bildirdim ve rapor ettim. Orada o dönemde görevli olan 360.000 askerin gereksiz olduğunu belirttim. Yapamadılar. Şu anda da yaparız. Subayları seçmeliyim. Subay ve askerleri ben eğitmeliyim. Bu eğitim, 6 ila 8 ay sürecek. Tıpkı PKK’lılar gibi. Dağlara çıkacak ve bütün dağlar temizlenip iş bitince ovalara döneceğiz.


“ Türk Askeri sabır ve tahammülü dolayısıyla dünyanın en dayanıklı askeridir. “

• Hakkınızda kitaplarınızdan sonra bir çok eleştiriler yazıldı. Örneğin Mehmet Ali Birand’ ın 16,04,2005 tarihinde Posta gazetesinde çıkan köşesinde “ Pamukoğlu Paşa’ nın TV söyleşileri ve kitapları öylesine abartılı, öylesine komplo teorileriyle doludur ki, bizlerdeki inandırıcılığı çoktan kaybolmuştur. “ sözlerini nasıl karşılıyorsunuz. Bu eleştiriler sizi ne yönde etkiliyor?

Herşeyin ortada olduğu bir durumla ilgili nasıl komplo teorisi diyebilirsiniz. Herkes tarafından bilinen gerçekler var... Sayın Birand da zaten tarafımdan uyuruk haberleri yüzünden mahkemeye verilmiştir. Bunlar beni yıpratamaz.

• Leyla Zana ve arkadaşlarının serbest bırakılması, Hadep üyelerinin meydanlarda , mitinglerde rahatça Abdullah Öcalan posterleri asması ve hala bu partinin seçim olması durumunda rahatça seçimlere girebilme haklarının olmasını nasıl karşılıyorsunuz? Sizce Türkiye bu kadar özgür olmalı mı?

Bunlar siyasi baskılara maruz kalan devletin basiretsizliğidir. Yapılmaması gereken olaydır. Çünkü bunlar onları motive eden yüreklendiren küstahlaştıran ve bize karşı duruşlarına kuvvet kazandıran bir durumdur.

• Askerlik Süresi ve bedelli askerlik , hakkındaki düşünceleriniz nelerdir

Anayasa gereği Türk Silahlı Kuvvetleri’ nin harbe hazır olmasından Bakanlar Kurulu ( Hükümet) Türkiye Büyük Millet Meclisi’ ne karşı sorumludur. Bedelli sistemini son zamanlarında osmanlı önce Türk ve Müslüman olmayanlara; bunları askere almıyoruz, silah ve malzemeye katkıları olsun diye uygulamıştır. Sonradan Türklere de tatbik ederken 1. Dünya Harbi öncesi Ermeni ve Rumları da askere almış, fakat fiyaskoyla bitmiştir. Ermeni asteğmen ve askerler silah ve mermileriyle karşı tarafa geçmiş, Rumlardan da amele taburları yapılmıştır. Vatan savunması neyi gerektirir? Savaş sanatını öğrenmeyi. Bu sanatı öğretecek bireysel eğitim 3-4 haftada verilebilir ve alınabilir mi? Muharebenin ne olduğu ortada değil mi? Ne bedelli, ne de 8 aylık askerlik yapmanın eşitlik, adalet ve vicdanı yönü yoktur. Anlamak da mümkün değildir. Siz bilmiyor musunuz, muharebe sahası daha çok işlenmiş kafa gerektirmiyor mu? Madem memletin başı belada bu dönemde iyi eğitim yapanlar daha fazla silah altında tutulmalı. Genç nüfus fazla, vesaire gibi mazeretler statükoculuktan başka bir şey değildir. Osmanlının kadrolu temel askeri gücü neydi? Yeniçeriler’ di. Yükseliş dönemi dahil, bazı dönemler dışında Yeniçeriler’ in mevcudu 20.000’ i geçmemiştir. Yeniçeriler’ den sonra kurulan Nizamı Cedidin mevcutları 48 ila 70 bin arasında değişmiştir. M:Ö. 1540 ‘ larda bugünkü anlamdaki ordu nizamı ilk kez Mısırlılarda görülür. Ve bugüne kadar dünyada sistematik bir şekilde altı askere alma usulü uygulanmıştır. En pahalı sistem de şu anda bizim uyguladığımızdır. Yani bütün ihtiyaçları devlet tarafından karşılanan sistem. Bu sistemde paranın yarısından fazlası da yeme, içme , yatma, kalkma, ayakkabı ve çoraba gider. Bu da eski zamanı geçmiş bir düzendir. Genişleme , kalabalıklaşma, bu devrin ve geleceğin teşkilat yapısı değildir.

• Genel af ve pişmanlık yasası hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

İki yılı aşkın zamanda bizim bölgede 202 PKK militanı kendiliğinden teslim oldu. Bunların 170 kadarını ben de sorguladım. Bu gelenler samimi. Fakat sizi bağışladık diye afla her haltı yiyenleri tekrar halkın arasına sokarsanız bu kurumaya yüz tutmuş tarlayı yeniden sulamaya benzer. Sonuçlarını görür, bedelini de millete ödetirsiniz. Sonra da “ pişman olmakta geç kalındı, sayılmaz” dersiniz.

Tehditler alıyor musunuz?


Dostumuzda oluyor düşmanımızda. Eğer arkandan havlayan köpekler yoksa kurt değilsindir. Dikkate alınmazsın. Demek ki bir şeylerin savaşını iyi veriyoruz. Ben küçüklükten itibaren korku nedir bilmezdim. Size bir anımı anlatayım. Evimizin yakınlarında bir orman vardı. İlkokuldayım. Okuldan çıkıp gece o ormanda kalmaya karar verdim. Ailem izin vermedi ama ben yinede geceyi orda geçirecektim. Tahta bir çantam vardı. Gece oldu. Ormanda yatıyorum. Çakalların bana doğru yaklaştığını hissettim. Biliyordum ki çakallar asla tek dolaşmazlar. En az iki tane olurlar. Yine biliyorum ki çakallar kendilerinden güçlü olanları hissettikleri zaman korkar dağılırlar. İyice yaklaştıklarını hissettim. Bir çakal arkama doğru gelmişti. Tahta çantamla ona vurdum. Beline gelmiş olmalı ki bağıra bağıra kaçtı. Diğerleri de ondan ürkerek kaçtılar. Ertesi gün teyzeme anlattım olayı ve bana evladım sen korkuyu ne zaman öğreneceksin dedi. Hayattaki ilk sınavımı vermiş oldum.

SİZLERDEN GELEN BAZI SORULAR...
• Devletimiz istese PKK örgütünü ortadan kaldıramaz mı? Şu saatten sonra Aponun asılması gibi bir ihtimal gerçekleşirse PKK teröründe bir değişiklik olur mu? İsmail Oğuz Başağa sorusu için teşekkürler...

Kaldırılabilir. 1830 senesinden itibaren terör örgütleri belli başlı yerlerde konuşlandırılmıştır. Zamanla isimleri değişmiştir. Bunların hepsinin yapmak istedikleri vatana millete sözde bağımsızlık savaşı adı altında savaş verdiklerini iddia ederek devleti milleti bölmektir. Hakkarı içerisende yazlık ve kışlık kampların mevcut olduğu anlaşılıyor. Bunlar Hakkari merkezi batısında Kato ( Karanlık Dağ), güneyinde Oramar ( Alandüz) ; Yüksekova güneybatısında İkiyaka Dağları ile Şemdinli Derecik bölgesinde Balkaya Dağları’ dır. Bunlar dışında bahar, yaz ve sonbaharda bir çok bölgeyi üs ve harekat çıkış ve toplanma alanı olarak kullanıyor, ancak kışa girerken buralardan saydığım yurt içi ve yurt dışı kamplara çekilip askeri ve siyasi eğitime başlıyor. Adamlar bizimle yanyana yaz kış yaşıyor. Eğitim yapıyor , dinleniyor. Yerleri belli. Bahar gelince de buralardan çıkarak her yere dağılıp, yapacaklarını yapıyorlar. Coğrafya değişmediğinden bunların yeri de değişemez.imparatorluk döneminde de, Cumhuriyet döneminde de ne zaman bir silahlı kalkışma olduysa, arazide nerelerde bulundularsa şimdi de aynı yerlerdeler. . Yüreği olan gider onları ordan söker (Onlardan korktukları için değil) Dış güçlerinde varlığını unutmamak lazım.

• OHAL bölgesine Kürt ve alevi kökenli vatandaşlarımızın bilerek gönderildiği kanısı var? Bunun doğruluğu nedir? Ali Gürsoy’ a sorusu için teşekkürler...

Bu tamamen deli saçması olarak oradaki bilgisi olmayan vatandaşlarımızın beyinlerine yerleştirilmeye çalışılan dedikodu ve siyasi görüşten ibaret söylenti. Zaten bu söylentileri tersine kanıtlayan “ Unutulanlar Dışında Yeni Bir Şey Yok” kitabımda o bölgede şehit verdiğimiz askerlerimizin kökenlerini inceleyerek de varabiliriz. Çoğu Trakya, İçanadolu, Ege ve Karadeniz ‘ li evlatlarımız. Bu ülkenin hepsi bizim evlatlarımız bunun ayrımının yapıldığını düşünmüyorum.

• En son olarak bir soru sormak istiyorum... Hakkari’ye ne zaman gittiniz?

Hakkari’ye gitmem için bir sebep ve gerekçe yok. Çünkü sorumlu biz değiliz. Yetkileri biz kullanmıyoruz. Biz çarpışarak elden çıkmış bölgeyi geri aldık. Ama bir Trakya türküsü hep kulaklarımdaydı.

“Kara tren aramıza kara duman ekti de,
Göz göre göre yazık, eyvah.
Buraları sevemedim, gönül arada
Deli gönül eremedi, eyvah murada.”

ÜZERİMİZE KILIÇ ÇEKİLMEDİKÇE , ÜLKEMİZE SALDIRILMADIKÇA, MİLLETİMİZ CEFA ÇEKMEDİKÇE BİZDEN KİMSEYE ZARAR GELMEZ..

VATAN HAİNLERİNE GAZİDEN MEKTUP

Bu mektup güneydoğuda gazi olmus bir askerimizin ,bir şahsın terör örgütü pkk'dan bir mektupla merhamet dileği için ona hitaben yazılmıstır.
Lütfen sonuna kadar okuyunuz.

Allah Türkü Daim Muzaffer Kılsın

MEKTUP
Bu bir mektuptur.

Kuş kanadına, suya, çöl kumlarına yazılmış mektupları okuyanlara veya bu mektupları yazanlara ithaf edilmiştir.
Vatan üzerine.

Bayrak üzerine.
Onur üzerine.
Namus üzerine.
Vicdan üzerine.
Akıl üzerine.
Adı fark etmeyen ve ithal edilmiş tüm meseleler üzerine.
Kelimeler ve kelimeleri çirkinleştiren kalemler üzerine.
Kalemleri tutan riyakâr ve kan kokulu eller üzerine.
Kalemlerini sapladıkları şehitlerin ve kadınlarının ve çocuklarının ve kardeşlerinin ve onların analarının yürekleri üzerine yazılmıştır.
Mayın, bomba, pusu, baskın, yazar, çizer ve ihanete alet olan her şey üzerine.
İstemeyen okumasın.
Kanla yazılmış bir mektuptur bu. Güvercin kanadının gücü yetmez taşımaya, karabaşlı kartal olsa nafile.
Ağırdır; zira eskidir ve unutuldukça kanla yeniden yazılır, şehit mezarlarının taşları üzerine.
Bu mektup binlerce yıl önce yazıldı ve binlerce yıldır yazılıyor, yeni fark edenler utansın.
Kardeş kardeşi öldürmez, öldüren kardeş falan değildir, kalleştir olsa olsa.
Kalleşlerin en kalleşi ise kardeşim diyerek kalleşlik yapan kalleşlerdir.
Ve aslında en kahpesi, mayın değil onu Adil Binbaşıların, Davut çavuşların yoluna döşeyen eldir, o eli alkışlayan ve ululayıp aklayan kalemdir.
En az o el kadar suçludur o kalem, tarihin yanılmaz vicdanında.
O mayınlara basıp parçalanan bedenler, Edirnekapı’dadır ve bizim yüreklerimizde ve hafızalarımızda yaşarlar.
Kemerburgaz’daki Kemer Country villalarından görünmez Edirnekapı, çok uzaktır hem de çok.
DAĞLARDA YARIM KALDILAR VATAN İÇİN
Ellerimizde can verdi o parçalanan bedenlerin sahipleri, bayrakları dalgalansın diye.
Vücudunda sigara söndürülerek, tüm kemikleri kırılarak, kafa derileri yüzülerek işkence edilen, sonra da ağaçtan kazıklarla öldürülen ve çığlıkları telsizlerden dinletilen vatan evlatlarının yeri bizim yüreklerimizdedir, o çığlıkları duymayanların yanı başında durmaz onlar.
Bir de katillerinin yanı başında dururlar, kulaklarında çınlar haykırışları eğer bir yerlerinde bir parça insanlık kalmışsa.
Yazıklar olsun, can veren o yiğitleri hainlerle bir tutanlara.
“Ağabey diyordu bana telefonda Astsubay Zülfikar, geçen gün kız arkadaşımla gezdim biraz ve kimse bacağımın takma olduğunu anlamadı”.
“Ağabey diyordu, biraz daha uğraşırsam belki bisiklet bile sürebilirim”.
Daha on dokuz yaşındaydı Zülfikar, mezun olalı tam yirmi gün olmuştu, o kahpe ellerin döşediği mayınla ve bazı kalemler tarafından ululanan o hainlerin, ilk izleriyle tanışırken.
Küskün veya kızgın değildi sesi, pişman veya aciz de değildi.
Gururlu ve biraz pusluydu sadece, bisiklet sürebilse yeterdi.
Koşmayı, atlamayı, denize girmeyi feda etmişti vatanı için.
Bacağını payanda yapmıştı, Kemerburgaz’ın da üzerinde bulunan Türk egemenlik örtüsüne.
Yazıklar olsun, çiçek toplayan küçük kızları öldürenlere ve yazıklar olsun o katilleri ululayan kalemlere.
KAVGANIN BİR SEBEBİ VAR, İHANETİN DE
Kavganın sebebini unutmadık, çünkü bu kavga hiç bitmedi.
Kavganın sebebi vatandır çünkü bayraktır, onur ve namustur, vicdandır.
Kimseye verilemeyecek olan, kimse ve hiçbir şey için vazgeçilemeyecek olan egemenlik hakkıdır.
Atalarımdan bana kalmış olan ve benim çocuklarıma bırakmak zorunda olduğum mirasın vicdani sorumluluğudur.
Hiçbir vicdana dayanarak reddedilemez, hiçbir çocuğun veya sevgilinin sevgisiyle değiştirilemez.
Hiçbir aşağılık pazarlığa konu edilemez, namustur çünkü istiklal, öbür ihtimal ölümdür.
Ben dilimle, bayrağımla, hudutlarımla yaşamak için ölmeyi kayıp veya yazık değil, şeref sayarım.
Bu paha ne ile biçilirse biçilsin, kimseye yalvarmam durdurun diye, benim olana uzanmışsa el, ben durdururum ellerimle.
Meğerki ölüm varmış, sevememek varmış, çiçek koklayamamak, ne gam?
Vermek vicdansa eğer, akılsa susmak, pusmak, yerle yeksan olmuştur onur ve şeref.
MAYINLAR NEREDE
Mayınların yeri bilinmez, döşeyen ********in yeri bilinmedikçe.
Ve dağlara döşenen mayından daha tehlikeli ve kahpecedir dimağlara ve bilinçlere döşenen mayınlar.
Dağlara döşenen mayın tek kalır, tek can alır.
Ürer her doğumda, her okunmada zihinlere döşenen mayınlar ve ihanet her doğumda bir daha artar.
Başka zihinlere bulaşır, mayınların en tehlikelisidir bu, yayılır.
Dağlardaki gibi otla ve toprakla gizlenmez, sevgiyle, barışla ve daha ne kadar varsa tüm süslü kelimeler alet edilir bu gizlemeye.
İşte o anda ölür kelimeler, kahreder kaderine.
Kullanıcısını seçme hakkı yoktur çünkü sevgi, bölen ve yıkanın ağzından, aşk yataklık edenin, sinsice zihinlere mayın döşeyenin kaleminden dökülür.
Ölür kelimelerde sevgi.
Ve barış artık, en fazla parayı verenin yatağını doldurur, en fazla paraya yazıp çizenin elinden.
En pahalı kalemler pazarlar barışı, salyaları akan bölücülerin sofrasına.
Bazen bir villanın çalışma odasında ve bazen bir gazete köşesinde dokunaklı kelimelerle süslenip öylece pazarlanır barış. Pazarlığı yapılmış ve satın alınmış bir fuhuş için.
Bölmek ve parçalamak için yapılan hain savaş, fuhuş yapar barışla, tecavüz eder barışa hayâsızca.
Dedim ya, bu eski ve ağır bir mektuptur, Türk nereye gittiyse obasıyla, ihanet en sondaki katırla takip eder göç kolunu.
Soylu atlar hızlıdır, bu yüzden biraz geç gelir ihanet, yolda haram meralardan beslenerek.
Bu eski bir hikâyedir, ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; ağırdır, kanla yazılmıştır, bir kısmı Edirnekapı’dadır, Çanakkale’de bir kısmı ve Karsta, İzmir’de, Muş ovasında, Malazgirt’tedir, Sakarya’dadır.
Bir kısmı hala yazılmaktadır, Cudi’de, Gabar ve Körkandil’de, Masura çayında, Ali boğazında, Cehennem deresinde cehennem sıcağında yazılmaktadır, şehit Mehmetlerin kanıyla.
Yazıklar oluyor, onur ve şerefe, bayrağa, vatana, kutsal olan ne varsa yazıklar oluyor onursuz bir hayatla değiş tokuş edilirken.
BU YAZGIYI KİM YAZMIŞ?
Yazıklar oluyor yazgıya, çünkü yazgı ihanet edenin suçunu taşıyamaz, can alanın, ev yakanın, çocuk öldürenin yükü yazgıya bile ağır gelir.
Kışlaya gidenin, askerden sonra evlenip çifte çubuğa bakmanın hayalini güdenin yazgısı Allahın ise eğer, çocuk öldürenin, mayın döşeyip pusu kuranın yazgısı kimindir.
Kim yazar bu yazgıyı ve hangi kalem bunu yazgı diye ulular, hangi akıl buna inanır ve bu nasıl vicdandır?
Bu ağır ve eski bir hikâyedir, kanla yazılmıştır ve ne kuş kanadı ne suya atılan şişe taşıyabilir; bir kısmı Edirnekapı’dadır ve Edirnekapı çok uzaktır, Kemerburgaz’daki bir villanın çalışma odasına.
Adil Binbaşının bastığı mayının üzerinde “made in Italy” yazıyordu İngilizce. Ama döşeyen eller İngilizce veya Latince değil Kürtçe konuşuyordu ve Kürtçe de “mayın” kelimesinin nasıl söylendiği önemli değildi, taşıdığı anlam ihanetti nasıl olsa.

Kimseyi haklı veya haksız bulmayan kalemler, hakkı yazar sonra, hak için ölenlerin inadına.
Böylece hakkı, batıla pazarlar aynı sabıkalı eller ve kalemler, aynı hayâsız fuhuş için.
Ne gariptir ki bu kalleş ellerin döşediği mayınlara daima anayasal yolculuklara çıkanlar basar. Onlar ki; bu yolculuğa siyasal veya mukaddes yolculuklar yapılabilsin diye çıkarlar.
Yazıklar olsun, baktıkları kırık camlı siyasal gözlükleri ile ödenen bedellerin mukaddesatını göremeyenlere.
Yazıklar olsun!
DİL KAVGANIN VE İHANETİN SEBEBİ MİDİR YOKSA ARACI MI?
Korku salan ve öfke çağrıştıran meselelerin parçaları değil, esas gerekçeleridir aslında Türkçe dışındaki başka diller.
Dil özgür olunca, Özgürlük dil olur artık ve bütün bölünmeler böyle başlar.
Özgürlük daima yeni sınırlar ister.
Okul der, ayrı olsun.
Bürokrasi der, bu dilde anlayamıyorum ayrı olsun.
Bayrak der sonra, ayrı olsun dilim ayrı nasılsa, ben de ayrıyım ve bu da varlığımın sembolüdür.
Toprak der arkasından, ayrı olsun birazını bana ver, nasıl olsa daha önce dilinin, özgürlüğünün birazını vermedin mi?
Hem ne olacak, birazcık topraktan ne çıkar biz kardeş değil miyiz?
Özgürlük paylaşılmaz oysa.
Birinin özgür olduğu yerde, diğeri özgür olanın kurallarını ve özgürlüğünü tehdit edinceye kadar özgürdür.
Yani dilin de kişinin de özgürlüğü esas mülk sahibinin özgürlüğünü ve geleceğini tehdit edene kadardır.
Sonrası anarşi, sonrası terör, sonrası bölücülük, kahpelik ve ihanettir. Sonra arkadan vurmalar ve mayın döşemeler başlar yollara ve zihinlere.
Ama her hal ve şart altında, tüm bölücülerin yardım ve yataklığa ihtiyaçları vardır. Gizli olmalıdır, yardım ve yataklık, sinsice.
Kimse fark etmeden yapılmalıdır, Türkçe konuşmalıdır ama aslında başka dilde anlaşılmalıdır.
Acındırmalıdır ama aslında acımadan katletmelidir, dili, egemenliği ve onun bekçilerini.
Yardım ve yataklık yapanın da yardıma ihtiyacı vardır.
Dışarıdan.
Çok uzaktan, denizler ve tarihler ötesinden. Eski kinlerden ve hesaplardan ve o hesapların sahiplerinden beslenir yataklık yapan.
Para alır, vaat alır, AFERİN alır.

Bu eski ve çok ağır bir mektuptur.
Türk bağımsızlığını koruyanların kanları ile yazılmıştır.
Ne suya salınan bir şişenin ve nede kuşkanadının taşımaya gücü yeter; karabaşlı kartal olsa nafile.
Başlığı binlerce yıl önce atılmıştır ve Edirnekapıda’ki şehit mezarlarının taşları üzerine yazılmaya devam etmektedir.
Emin olun binlerce yıl daha yazılmaya devam edecektir.
Türkçenin sahipleri yaşadıkça bu kanlı mektup yazılmaya devam edecektir çünkü Türkçenin ve onun sahiplerinin özgür yaşamasını istemeyenler, yollara ve zihinlere mayın döşemeye, parçalamak ve bölmek için çabalamaya, parçalamaya çalışanlara yardım ve yataklık etmeye devam edeceklerdir.
Bu eski mektup bir yazıttır aslında Türk’ün var oluş destanıdır, binlerce yıldır yaşlı dünyanın bağrına saplı kaidelere ve mezar taşlarına yazılır.
Yazanlar asla diz çökmezler ve kimseye yalvarmazlar.
Kimsenin toprağını, dilini veya özgürlüğünü istemezler ve kendilerinin olanı da kimseye vermezler.
Bu bir mektuptur.
Vatan, Bayrak ve Onur üzerine yazılmıştır.
Vatansızlar, dilsizler, hainler, bölücüler ve toprak hırsızları gibi aczi ve acınmayı anlatmaz.
Var olduğu yerde kendinden gayri herşeyi önemsizleştiren, vatan ve bayrak aşkını anlatır.
Onurlu ve egemen ölebilmenin, onursuzca ve esir yaşamaktan daha önemli olduğunu anlatır.
Asla diz çökmeyeceğimizi anlatır.
Yüreği olan varsa gelsin de çöktürsün diye, Yüreği olan varsa okusun diye yazılmıştır.
“VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN”
OKTAY YILDIRIM

ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ

Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım. Çocukluğumdan bugüne kadar ailevî, hususî ve resmî hayatımın her safhasını yakından bilenler bu aşkım malumdur. Bence bir millete şerefin, haysiyetin, namusun ve insanlığın vücut ve beka bulabilmesi mutlaka o milletin özgürlük ve bağımsızlığına sahip olmasıyla kaimdir. Ben şahsen bu saydığım vasıflara, çok ehemmiyet veririm. Ve bu vasıfların kendimde mevcut olduğunu iddia edebilmek için milletimin de aynı vasıfları taşımasını esas şart bilirim. Ben yaşabilmek için mutlaka bağımsız bir milletin evladı kalmalıyım. Bu sebeple milli bağımsızlık bence bir hayat meselesidir. Millet ve memleketin menfaatleri icap ettirirse, insanlığı teşkil eden milletlerden her biriyle medeniyet icabı olan dostluk ve siyaset münasebetlerini büyük bir hassasiyetle takdir ederim. Ancak, benim milletimi esir etmek isteyen herhangi bir milletin, bu arzusundan vazgeçinceye kadar, amansız düşmanıyım.

ŞEHİT VASİYETİ

Gene hangi dua’yı okudun anne,
Vurulduğum yerde güneş açtı
Yine mi ağlıyorsun anne,
Cennetime yağmur yağdı

Üzülme anne ağlama, sırtımdan yedim kurşunu kalbimden değil.
Öylece duruyor hayallerim, vatanım şerefsizlere yar değil.

İzin günümde be anam.
Yârime mektup yazdım o gün.
Kınalı ellerinin kokusunu özledim demiş,
Bir kalp çizip içine de şafağımı yazmıştım.

Birliğe döndüğümde erkenden yatmış,
Gece beni bir üç nöbetine uyandırmaya gelen çavuşla
Rüyamda seni gördüğüm ve beni uyandırdığı için tartışmıştım.

Sıkı giyin oğlum, hasta olma sakın ve paran varmı diye soruyordun
Bende her zamanki gibi var anne diyordum, var.
Hiç olmadı be anam, hiç olmadı
Nasıl isterdim, ardımda bir yar birde ana bırakmıştım.

Sağ olsun tertibim cemil memleketinden tütün getirmiş, sigarasız kalmıyorduk.

O gece birlikte gittik nöbete.
Yolda bana "Sanki bu gece bir şeyler olacak" der gibi bakıyordu
Ama yiğitti söylemiyordu.
Nöbeti devraldığımızda garip bir sızı çöktü benimde içime.
Sanki terli terli su içiyor, seni üzüyordum be anam, öyle bir şeydi işte.

Nasıl oldu anlamadım!
Cemil " yere yat " dediğinde çoktan yerde bulmuştum kendimi.
Anlamadım vurulduğumu, sıcacık bir şey hissettim sırtımda
Terliyordum, sanki yaz gelmiş öğlen sıcağı çökmüştü tepeme.

Dudaklarım kurudu birden
Cemil " dayan " diyordu, ama ağlıyordu
Gözyaşları yüzüme damladığında verdim son nefesimi.

İşte o an sana ilk ihanetimi ettim anne.
Önce atalarım, sonra yârim canlandı birden gözümde.
Hoş gör be anam, kızma. Bende baba olacaktım
Daha adını bile koymamıştık oğlumuzun, iki ay vardı doğmasına.

Bilmiyorum duyuyor musunuz sesimizi
Korkmayın, ağlamayın, gurur duyun.
Vasiyetimizdir.
Öyle evlatlar yetiştirin ki, adları Mehmet, soyadları Şehit olsun.

ŞEHİTLER ÖLMEZ

TÜRK MİLLETİNİN  YÜCE İDAELERİNİ GERÇEKLEŞMESİ İÇİN KAHRAMAN ASKER EVLATLARI HEP ÖNDE GİDECEKTİR

Canını bile gözü kapalı verdiren güç?
Ne sömürgeci emperyalistler bilebildi,
Nede megola idea cı panislavistler bilebildi.
Bilemezlerdi de zaten bilemediler de.
Çünkü mesele vatandı ve gerisi teferruattı.
Kanla çizilmişti ve ancak kanla silinirdi…

ŞEHİT NEDİR?

Şehit Allah’ın huzurunda diri olarak hazır bulunup rızıklanacağı ve cennete gireceğine şehadet olunduğu için bu adı almıştır. Kur’an-ı Kerim’de şehitler hakkında şöyle buyurulur:

“Allah yolunda öldürülenlere (şehitlere) ölüler demeyin. Bilakis onlar diridirler. Lakin siz onu anlayamazsınız.” (Bakara, 154)   Müslümanları, düşmanlarına üstün kılan en mühim esaslardan biri "ölürsem şehidim, kalırsam gazi..." inancıdır. Bu durum, ayette "iki güzelden biri" şeklinde ifade edilmiştir. (Tevbe Sûresi, 52) Yani, mü'min için savaşta iki güzel neticeden biri vardır: Ya galip gelecek, ya şehit olacaktır

 

Allah yolunda, dini, canı, malı, namus ve şerefi, vatan ve milleti

uğrunda ölenlere şehit denir. Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de Allah Teâlâ:

“Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyiniz, onlar ölü değil, diridirler, fakat siz (o yüksek hayatın) farkında değilsiniz.” (Bakara, 154) buyurmaktadır.            Peygamber Efendimiz (s.a.s.) de hadisi şeriflerinde; “Hiç kimse Cennet’e girdikten sonra bütün dünyaya sahip olsa bile tekrar dünyaya  dönmek istemez, yalnız şehitler kendilerine verilen nimetler sebebiyle dünyaya dönüp on defa şehit olmayı arzu ederler. (Buhârî, Cihad, 6) “Şehitleri al kanları ile, kanlı elbiseleri ile gömünüz. Allah yolunda yaralananların damarlarından kan akar, onların rengi kan rengidir. Fakat kokusu misk kokusudur.” (Muvatta, 2-463) buyurmaktadır.            Milletimizin şanlı tarihinde çok muhteşem zaferleri vardır. 26 Ağustos 1071 yılında Anadolu’nun kapılarının milletimize açılmasına sebep olan Malazgirt Zaferi ve bu yıl 81. yıl dönümünü idrak edeceğimiz 30 Ağustos Zafer Bayramı tarihimizde çok büyük önemi hâizdir. Müslüman milletimizi zaferden zafere koşturan, tarih sayfalarını kahramanlık destanları ile süsleten sebep, vatana hizmet etmek ve şehit olmak arzusudur. Büyük bir felaket olan haçlı ordularını bu ruh ve heyecan durdurmuştur. Başkomutan Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde ecdadımız, 30 Ağustos 1922’de Dumlupınar Meydan Savaşı’nı kazanarak, ülkeyi düşmandan kurtarmıştır.Bu nedenle her karış toprağı şehit kanlarıyla yoğrulan vatanımızın kıymetini çok iyi bilmemiz gerekiyor. Millî şairimiz Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı’nda:“Bastığın yerleri toprak diyerek geçme tanıDüşün, altındaki binlerce kefensiz yatanıSen şehit oğlusun, incitme yazıktır atanıVerme dünyaları alsan da, bu Cennet vatanı” demiştir.                        Bunun için vatanı sevmek, gerektiğinde vatanımızı düşmandan korumak için savaşmak ve bu uğurda canımızı seve seve vermek kutsal bir görevdir. Vatanını seven, toprağını işler, yollarını yapar, ormanlarını korur, camiler, okullar, hastahaneler yapar, göğe yükselen minarelerin yanında fabrika bacalarını da yükseltir. Böylece hem manevî hem de maddî kalkınmayı birlikte gerçekleştirir. Yurdunu seven, milletine hizmet etmeyi şerefli bir  görev bilir. Sevgili Peygamberimiz; “İnsanların hayırlısı, insanlara faydalı olandır.” (Müslim, c. 2, s. 45) buyurmuştur.             Dinimizde vatan sevgisinin önemi şu cümlede özetlenmiştir: “Vatan sevgisi imandandır.” (Age., c. 7, s. 32) İşte bu şuur ve anlayışla ay yıldızlı bayrağımızın gönderde dalgalandığı, ezanların minarelerden çınladığı Anadoluyu, bize ebedî vatan yapan ecdadımızı rahmetle anıyoruz. Malazgirt’te, Çanakkale’de, Sakarya’da, Dumlupınar’da topla, tüfekle istiklâl ve hürriyetimizi elimizden alamayanlar, günümüzde kaleyi içten fethetmenin yolunu aramaktadırlar. Özellikle milletimizin arasına çeşitli vesilelere sokulmak istenen ayrımcılıkların hepsi, esasen bu sinsi oyunların bir parçasıdır.            Öyleyse bize düşen, tarihî hadiselerden ibret alarak uyanık olmak, bu hâin oyunlara gelmemektir. Yüce dinimizin bizden istediği birlik, beraberlik, kardeşlik, sevgi, saygı ve hoşgörü içerisinde; vatanımızın imarı, gelişmesi ve güçlenmesi için hep birlikte gayret göstermeliyiz. Bunu başarabildiğimiz takdirde geleceğimize güvenle  bakabilir ve kanları ile bu vatanı sulayarak bizlere emanet eden, şehitlerimizin ve gazilerimizin ruhlarını şâd etmiş oluruz. Bu vesile ile canlarını feda ederek miletimize hür bir vatan bırakan aziz şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmetle anıyoruz.                        Büyük şairlerimizden Yahya Kemal, ordumuz ve milletimiz için ne güzel söylemiştir:“Şu kopan fırtına Türk ordusudur Ya RabbSenin uğrunda ölen ordu, bu ordudur Ya RabbTa ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın

Galip et, çünkü bu son ordusudur İslâm’ın.”